ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.09.2012

Kavrulmuş Soğanda Buluna(maya)n Huzur


Her yemek yapışımda aynı çocuksu tavrı gösteriyorum. Elime küçük bir ekmek parçası alıp, kavurduğum soğandan bir parça ekleyip, büyük bir zevkle yiyorum. Sanki bütün yemeklerin kavrulmuş soğanlarına yetişmişim gibi hatırlıyorum o zamanlarımı. Hâlbuki çoğuna yetişemezdim... Her kavrulma kokusuna koşup mutfağa giderdim ama çoğuna yetişemezdim. Bazılarını büyük bir itina ile zamanında yakalar iyice kavrulana kadar dibini göremediğim tencerenin başında sabırlıca beklerdim. Bana dünyaları verseler tahta kaşıkla yağı damlaya damlaya ekmek arasına konmuş bir parça soğana değişmezdim. Hala öyleyim…

Küçük bir tabağa konmuş ve sıkı sıkıya tembihlenmiş bir çocuk olarak, elimdekinin kıymetini bilirdim ben… Bir soğan kokusundaki güzelliği tarif edemem kimseler. Ekmeğe işlemiş yağın o lezzetli tadıyla kendimden geçerdim ben...

Kaç çocuk bilir bunun anlamını biliyor musun? Her akşam vakti yaklaştığında açlıktan zil çalan mideleriyle babalarını bekleyen çocuklar iyi bilir. Annesi, “baban gelsin sofra koyucam az daha bekle” deyip camda kapıda bir kulağını bir gözünü koyup oyun oynamaya çalışan çocuklar bilir. Evin her tarafında buram buram yemek kokarken ve anne mutfakta hızla yemek yaparken evin ne kadar saadet dolu olduğunu hisseden çocuklar bilir. Babanın eve gelmesiyle hemen yere serilen sofra beziyle birlikte aile olmanın hissini yaşayan çocuklar bilir. Ekmeğin en güzel yerini kucağına koyan babanın çocukları bilir… Yemek yerken en sevdiğinden başlamana izin veren sevimli annelerin çocukları bilir…

___

Babası eve geç gelen çocuklar bilir(!) Annesi yemek derdine düşmeyen çocuklar bilir(!) Her günü makarnaya talim ettiren işine geldiğinde yemek yapan işine gelmeyince dışardan sipariş veren ailelerin çocukları bilir(!) Mutfağı akşamüstü yemek kokmayan ailelerin çocukları bilir(!) Yemek için babanın beklenmediği nice akşam yemekleri gören çocuklar bilir(!) Annenin hep sitem ettiği, o yemek bitecek diktalarının tavan yaptığı sofraların çocukları bilir(!) Anneyle babanın bütün sorunlarını sofrada konuştuğu ve çoğu zaman sonunu şiddetli kavgalarla geçirdiği ailelerin hep görmezden geldiği çocuklar bilir(!) Boğazında düğüm olmuş yemekle alamadığı lezzetin aslında çoğu zaman sevgisizlik olduğunu öğrenmiş çocuklar bilir(!)

Aslında bir çocuk bir lokma yiyeceği yutarken etrafında ne oluyor ne bitiyor hepsini çok iyi bilir!


Amak-ı Hayal

30.12.2011

Sevgili Blog! [Evdeki kronik mutsuzluk (-ğ-um ) ]

Sevgili Blog,
Hayat su gibi akıp geçiyor. Su gibi kısmı var ya işte ben ondan nefret ediyorum çünkü babam günde beş posta ders çalışmam için bunu bana yeterince hatırlatıyor! Kaç gündür ne yazayım diye düşünüp duruyorum. Bazen yazacağım konulara yetişemezken bazen de böyle bloke olabiliyorum. Bunu yaşayanlarınız var mı bilemiyorum. Belki de ben buraya yazacaklarımı çok önemsiyorum bundan kaynaklanıyor olabilir.

Sıkılıyorum blog!
 Valla billa bu evde çok sıkılıyorum. Herkes çok konuşuyor ve boş konuşuyor. Bunalıyorum... Beynimi kemirdiklerini hissediyorum. Babamın kırkını geçince huyu değişti. Adam her şeye karışıyor. Örnek vereyim mi? Mesela çöpleri buraya at diyor, yemeği günlük yap diyor, burayı düzelt diyor, arayıp bazen dışarı çık bugün istersen diyor, hava güzel kombiyi kapat diyor, artan yemeği bir kaba doldurup dolaba koy diyor. Daha neler neler... Her şeyi ama her şeyi söyleme gereksinimi duyuyor hayır işin tuhafı ben bir başağım duymayan kalmadı bunu başaklar her işi söylenmeden zaten mükemmel yapar. Bana demese de o işler yapılır. Bardağına su dolduruyorum tam ağzına kadar geliyor bana yeter kızım tamam diyor. Ya hu zaten başka şansım mı var doldu bardak tabi ki daha fazla doldurmıcam! Bir örnek daha vereyim dışarı çıktım ama karanlığa kaldım diyelim babam arıyor neden geç kaldığımı açıklıyorum ve otobüste olduğumu belirtiyorum, bana bunu belirttiğim halde "çabuk gel" diyor. Otobüsü ben kullanıyorum sanki. Bu söze deliriyorum. Saçma değil mi? Çabuk nasıl gelebilirim? Hemde bunu her seferinde yine aynı şekilde  söylüyor...

Yalnızım blog,
Valla billa bu saçmalıkların içinde ben çok yalnızım. Hiç halden anlayan yok. Alıngan ve konuşmayı seven bir annem var üstüne böyle acayip bir babam var. Uzlaşmakta öylesine zorlanıyorum ki. Onları idare etmek çok zor. Anne babalar çocuklarını anlamak için yol, yöntem ararken bizim evde olaylar tersine işliyor. Ben yol, yöntem arıyorum bunlar nasıl aşılır ya da bu rutin kalıplaşmış cümlelere nasıl sabır gösterilir diye... Sonra bana evde asık suratlı ve asabi diyorlar. Bütün gerilimi ben yükleniyorum evde. Her şeye koşturmaya çalışıyorum, hepsini idare etmeye çalışıyorum...

Ahh! Blog,
Alıp başımı nerelere gideyim bilmiyorum. Bildiğim tek şey artık sabır gösteremiyorum. Bunlar kulağa sıradan ve önemsiz gelebilir aslında bu kadar pimpirikli, detaycı, her şeyi söyleme ve hatırlatma gereği duymaları belki de dert edilecek beni buhranlara sokacak bir husus değildir. Ama ne var ki her gün damlayan su mermeri nasıl eritebiliyorsa bu söylediklerimin de her günümde yer alması benim sabrımı öylece eritiyor. Eşek değilim ben; kavgada ettim, konuştum da ama değişmiyor...

Değişmiyor...
Çok sıkılıyorum blog.
Ama bu hiç bir şeyi değiştirmiyor...

Sevgiler,
Fondaki inilti tık tık...
Yazan: Amak-ı Hayal...