samimiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
samimiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.04.2013

Keşke O Hep Benim Olsa


Eğer bir gün seni de haksız olduğun halde, birisi gece yarısı uykundan uyandırıp iyi hissetmeni sağlasaydı, bu satırların sonunu nereye bağlayacağımı iyi bilirdin… Belki de biliyorsundur ne kadar huzur verici ve şirin bir davranış olduğunu. Gece yanına usulca sokulmaya çalışan samimi bir insan asla kötü olamaz. Hatta fazlaca iyidir bence diğerlerinden. Ve sevilmeyi herkesten çok daha fazla hak eder…

Alacak verecek davası hiç bitmeyen yozlaşmış tüm ilişkilerin arasında, haklı haksız ayrımını umursamadan biri sana almadan vermeyi beceriyorsa aç tüm kollarını ardına kadar. İçindeki iyilikten beslen beslenebildiğin kadar. Çünkü biliyor musun ondan/ anlardan çok az var etrafta. Hatta bana kalırsa bir bencillik edip onu kendine sakla. Mümkün olduğunca kimselere verme, hep senin olsun bu mümkün bir durumsa…

Çünkü ben bu satırlarda ki tavsiyelerin hiçbirini yapamıyorum. O bana küçükken güzel oldukları için avucumda saklayıp eve götürmeye çalıştığım kelebekleri hatırlatıyor. Ellerimde kalan, kanatlarından akmış bütün renklerle bana ait olmadığını gösteren birçok hatıra… Severken öldürmekten öyle korkuyorum ki ben… Yine de içimden geçirmeden yapamıyorum…

Ah keşke o hep benim olsa…

Amak-ı Hayal

6.09.2012

Kavrulmuş Soğanda Buluna(maya)n Huzur


Her yemek yapışımda aynı çocuksu tavrı gösteriyorum. Elime küçük bir ekmek parçası alıp, kavurduğum soğandan bir parça ekleyip, büyük bir zevkle yiyorum. Sanki bütün yemeklerin kavrulmuş soğanlarına yetişmişim gibi hatırlıyorum o zamanlarımı. Hâlbuki çoğuna yetişemezdim... Her kavrulma kokusuna koşup mutfağa giderdim ama çoğuna yetişemezdim. Bazılarını büyük bir itina ile zamanında yakalar iyice kavrulana kadar dibini göremediğim tencerenin başında sabırlıca beklerdim. Bana dünyaları verseler tahta kaşıkla yağı damlaya damlaya ekmek arasına konmuş bir parça soğana değişmezdim. Hala öyleyim…

Küçük bir tabağa konmuş ve sıkı sıkıya tembihlenmiş bir çocuk olarak, elimdekinin kıymetini bilirdim ben… Bir soğan kokusundaki güzelliği tarif edemem kimseler. Ekmeğe işlemiş yağın o lezzetli tadıyla kendimden geçerdim ben...

Kaç çocuk bilir bunun anlamını biliyor musun? Her akşam vakti yaklaştığında açlıktan zil çalan mideleriyle babalarını bekleyen çocuklar iyi bilir. Annesi, “baban gelsin sofra koyucam az daha bekle” deyip camda kapıda bir kulağını bir gözünü koyup oyun oynamaya çalışan çocuklar bilir. Evin her tarafında buram buram yemek kokarken ve anne mutfakta hızla yemek yaparken evin ne kadar saadet dolu olduğunu hisseden çocuklar bilir. Babanın eve gelmesiyle hemen yere serilen sofra beziyle birlikte aile olmanın hissini yaşayan çocuklar bilir. Ekmeğin en güzel yerini kucağına koyan babanın çocukları bilir… Yemek yerken en sevdiğinden başlamana izin veren sevimli annelerin çocukları bilir…

___

Babası eve geç gelen çocuklar bilir(!) Annesi yemek derdine düşmeyen çocuklar bilir(!) Her günü makarnaya talim ettiren işine geldiğinde yemek yapan işine gelmeyince dışardan sipariş veren ailelerin çocukları bilir(!) Mutfağı akşamüstü yemek kokmayan ailelerin çocukları bilir(!) Yemek için babanın beklenmediği nice akşam yemekleri gören çocuklar bilir(!) Annenin hep sitem ettiği, o yemek bitecek diktalarının tavan yaptığı sofraların çocukları bilir(!) Anneyle babanın bütün sorunlarını sofrada konuştuğu ve çoğu zaman sonunu şiddetli kavgalarla geçirdiği ailelerin hep görmezden geldiği çocuklar bilir(!) Boğazında düğüm olmuş yemekle alamadığı lezzetin aslında çoğu zaman sevgisizlik olduğunu öğrenmiş çocuklar bilir(!)

Aslında bir çocuk bir lokma yiyeceği yutarken etrafında ne oluyor ne bitiyor hepsini çok iyi bilir!


Amak-ı Hayal

10.07.2012

Samimiyet


Eskiden kooperatiflerle ev sahibi olmak daha revaçtaydı. Ama geç biterdi böyle başlanan inşaatlar. Hatta eskiden inşaatlar hep yıllar sürerdi. Bizimde kooperatiften alınmış taksiti gırtlağa gelen bir ev sahibi olma telaşemiz vardı. Oldu da! O olana kadar annemle milyon hayalle içini günde beş yüz kez dayayıp döşerdik… Güzel günlerdi. Ama sorsan aklımda sadece bir anı kaldı, o günlere dair. Kooperatifin bekçisinin evi!

Babam bir gün tuttu elimden beni varoşların sokağına soktu. Varoşta denmez bir çingene mahallesi diyelim. Birinin, boyası kabarmış, rengi solmuş tahta kapısını çaldık. İçerden kooperatifin bekçisi çıktı. Bizi kırk yıllık dostu gibi içeri aldı. Bir adım attık hop diye salona girmiş bulunduk. Meğerse hepi topu iki odası varmış zaten. Sessiz, sakin ve hafifte çingene hantallığındaki hanımı bize ikram için içeri girip yanmış bir kete ve bir bardak çay getirmişti.
Suratına bakılmayacak nitelikte yarısı yanmış bir kete ve yanında plastik bir bardakta çay…

Ama işte dememek lazımmış öyle. Bazı ikramlar varmış ki ömrü billâh damağında kalırmış insanın. Anlayacağın benim o gün içtiğim çayla yediğim ketenin tadıda damağımda kaldı. İkram gönülden olunca sunulan yanıkta olsa baldan tatlı gelebiliyormuş insana.

Biri size alüminyum tabakta yiyecek, eğreti bir bardakta içecek getirirse düşünmeyin temiz mi pis mi. Belkide aldığınız alacağınız en tatlı ikram o olur...

*Kete: Erzincan usulu bir tür hamur işi.

Amak-ı Hayal