Duyguları kaça ayırırız kaçını insana atfeder kaçını diğer canlılarla hem hal olarak yaşarız bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ki annelik fıtratı üzerine doğmuş her canlı, annelik denen o duyguyu incir ağacı misali köklerini Can’a salıverip bambaşka sarsılmaz bir kuvvete dönüştürüyor. Ona bazen sevgi, bazen şefkat, bazen merhamet, bazen fedakârlık, bazen candan öte can oluvermek diyoruz. Dünyanın diğer hiçbir canlısında olmayan o sarıp sarmala duygusu, o koku, o burnunun direğini sızlatan, hani severken içi titreyen o varlık… İşte tam da ona biz anne deyiveriyoruz.
Sanırdım ki anne dediğimiz şey sadece insanda böyle derin ve naif… Yanılmışım… Anne olmadığım halde yaşadığım tüm hassasiyetlerden anladım ki her birimiz doğurmadan da anneyiz. Yoksa on iki saat boyunca hamile kedimin karnını hiç durmadan nasıl sıvazlayabilirdim. Onun, sana ihtiyacım var sakın gitme bakışını nasıl anlayabilirdim.
Bir hamile canlı etrafındaki insanların hayatını nasılda güzelleştiriyor ben bunu kedimle fark ettim. Karnında beş yavrusuyla adım adım gün sayarken ne kadar çok şey paylaştık onunla. Çeşmeden su içmek için kolayca çıktığı yere artık çıkamayacak hale geldiğinde ne çok düşünüp su içmekten vazgeçti… Ama ben vazgeçmedim, yapamadığı her şey için ona yardım ettim. Onun gözünde mutluluk benim içimde sonsuz sevgi… Yattığı yerde zar zor nefes alan bir canlının hayatını nasıl kolaylaştırabilirdim… Altmış üç gün boyunca bu dert ile dertlendim. Ben onu anladım o da beni… Kendini temizleyemediğinde, sancılar geldiğinde, midesi bulandığında, canı başka şeyler çektiğinde, üşüdüğünde, üşendiğinde her daim onun yanında olduğumda anladım ki o anne olacaktı fakat ben ondan önce onun annesi oluvermiştim. Bu bağ annelikti ve çoğu zaman anlatılabilen değil yaşanan ve yaşandığı anda anlamlaşıp güzelleşen bir şeydi. Doğum sancıları tuttuğunda yanında sadece beni istemesi de sanırım bu yüzdendi. Doğum için hazırladığım kutunun başında o kadar uzun saatler birlikte zaman geçirdik ki nihayetinde doğum bittiğinde beş küçücük yavrusuyla huzurlu huzurlu uyurken baktım ona ve onun anneliğine uzun uzun hayran hayran bakakaldım. Her şeyi biliyordu ama yine de benden yardım istiyordu. Gözü açılmamış, kulağı daha duymaya başlamamış yavruları meme ararken yattığı yerden sırtına doğru yol alınca daha doğrusu yolunu şaşırınca, iletişimi kopan yavru kedi viyaklamaya başladığında, yorgun kedimin bana seslenişini hatırlıyorum. Derin uykularımdan tek bir yardım çağrısına hop diye kalkıp arkadaki yavruyu önüne koyunca her birinin susuşu da benim anneliğimdi işte…
Arkaya kaçan, yolu şaşan her yavru için uykusuz, bölük pörçük uykular başlamıştı. Ve hissettiğim sevgi, sorumluluk, şefkat bir anda altı kedi annesi olarak devam etmeye başladı. Kedilerde lohusa oluyormuş onlarında doğumda birine ihtiyacı varmış, onlarda yorgun, bol uykulu, mide bulantılı gebelik yaşıyormuş, onlarında duygusal hassasiyetleri olup huyları değişebiliyormuş…
Her bir günün ayrı bir notunu tutmaya başladım çünkü her gün bambaşka yepyeni bir mucizeye dönüşmeye başladı bu birliktelik. Bıkmadan, usanmadan emziren ve temizleyen bir kedinin kapıda güvenlik nöbetleri, sonrasında ise sevmekle beraber kızmak, sinirlenmek, eğitmek gibi farklı yanlarına şahit olunca aynı tepkilerle nasılda benzer olduğumuz geldi aklıma. Oyuna dalıp tuvaletini tutan ve kuma gitmek için artık vakti olmadığını fark edince bulduğu en müsait duvar köşesine işeyen, parkelerde çiş içinde yüzen kedilerle yaşadığım sabır imtihanıyla birlikte benimde annelik sürecinde kızma ve terbiye etme sürecim başlamıştı. Patiler yıkanırken suçlu suçlu yüzüme bakan yavrulara ben nasıl kızmayı merhamet ve sevgiye değiştiysem, annemde, annelerde kendi evlatlarına işte aynısını yapmıyor mu?
Bütün meşakkatli hallere inat sermayesi annelik olan ve bıkmadan usanmadan evladını hiç kimsenin sevmediği kadar seven ve bağrına basan tüm annelere gönülden selam olsun…
Bu dünyayı güzel kılan, yaşanılır kılan onların eşsiz ve benzersiz emekleri olmasaydı biz o sevgi tohumuyla yeşermeseydik bu dünya nasıl bir yer olurdu…
~S'özde Yazar~
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30.06.2017
BAŞKA BİR DİLDE ANNELİK
Etiketler:
anne,
anne gibi...,
anneler günü,
evde hayvan beslemek,
iletişim,
ilişki,
ilişkiler,
insan,
kedi,
kedi yavrusu,
kediler,
kedilerde annelik,
kedime annelik,
mutluluk,
sevgi,
şefkat,
yaşam
15.05.2013
Yaşamadan Ölmeyecek
Sevilen yine oyunu gitmekten yana kullanıyor. Adil
davranmıyor. Ki biliyor herkes veda ettiğinde başlayacak sorgu sual. Bütün
tembihlere rağmen yanlış cevap vereceksin. Çünkü hiç doğrularla yaşamayı ve de
o doğruların içinde kalmayı tercih etmedin. Bir karanfil bırakacaklar toprak
kokusunun tazeliğinde. Ve bir teslimiyetle sulayacaklar elvedayı. Ki elin kolun
yetmeyecek sırtını dönenlere. Sesin ulaşmayacak…
Yaşattığın çıkmaz sokakları yaşayarak öleceksin ölmeden
önce. Sesini duymayanlar olacak. Gördüğün halde görülmediğin zamanlar
yaşanacak. Öyle eminim ki; insan yaşattığını ölmeden önce muhakkak yaşayacak…
Amak-ı Hayal
22.01.2012
Duydum Onu
Duydum onu,Bu eve ait hissetmiyorum kendimi dedi. Umurumda değil hiç biri dedi. Bütün mutsuzluğuna şahit oldu duvarlar. Bütün bencilliğine de...
Bu evden gidersem tek giderim dedi. Saydım bütün "ben" ile başlayan cümlelerini... Ne kadar ben varsa o kadar sıyrılmıştı ve uzaklaşmıştı bizden. Gücendim...
İstedikleri olmayınca kötü ilan ederdi bizi. Onun kadar mutsuzduk ama o kadar çok ben diyordu ki bizim de mutsuzluğumuz olduklarını göremiyordu. Sofrada ola ki bir kaşık eksik olsa kendini dışlanmış hissediyordu. Bir tabak ola ki eksik konulsa kasten yapıldığını düşünüyordu. O bu evin fazlalığıydı güya çünkü o buna çok inanıyordu. Bu evin eşyaları onun değilmiş. Yastığı, yorganı, giysisi, çantası onun değilmiş. Bir su yatağından farklı kollara ayrılan cılız yollar gibiymişiz meğer. O cılız yollar büyümüş farklı kanallar oluşturmuş, sesi de gücü de gürleşmişti. Onun olmayanlar çoğaldıkça yansıttığı benimseyememe hissi evdeki herkese bulaşmıştı. Cümleler uzuyor anlamsız hengameler içinde huzursuzluğa doğru yol alıyordu. Her ne biriktirmişse bizim suçumuz yoktu. Mutsuz çocuk olmakla mutsuz anne baba olmak arasında bir fark yoktu ki... Aynı mutsuzluğun havasını soluyanlar arasındaki götürüm gücü aynı. Sadece yaşlar farklı...
Biz büyüdükçe küçülmüş evimiz onu fark ettim. Küçülen sadece ev de değil; sevgi küçülmüş, paylaşım küçülmüş, sorumluluk küçülmüş. Bazı değerlerinde küçülmeyle paralel olarak büyüdüğünü fark ettim. Bencillik büyümüş, evdeki dağınıklık büyümüş, mutsuzluk büyümüş... Bize değer katacak hiçbir şey terazinin dengesini sağlayacak kadar ölçülü kalamamış. Konuşamamaya başlamışız. Tek taraflı konuşmalar çoğaldıkça evimizin çatısına anlam katan duygular su-i zan'a bulanmış.
Biliyordum ben bunları zaten. Bilmek üzse de, acıtsa da, kimselere bu düğümü anlatmasam da biliyordum. Bildiklerimi duymuş olmak aynı şey değilmiş meğer. Duymak hiç iyi bir şey değilmiş.
Bile bile Gücendim...
Amak-ı Hayal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

