hatıra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hatıra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.08.2016

YARİM/ YARIM

Bitmiş bir kitap gibi rafa kaldırabilir miyim seni? Solmuşsan ve hala bir saksıda öylece yeşerme ihtimaline dair tutuluyorsan ama aslında hiç ümit yoksa... Belki bir satırın, sonrası olmayan cümlesi gibi kalakalmışsan... Ne anlamlı ne de anlamsız bekleşiyorsa her kelime... Bardağın dibinde kalan son yudumluk çaysan ve soğudun için serpilmişsen bir tarafa... 

Bakma aslında hepsi aynı ihtimal... Hepsi aynı Yar’dan kalma yarım kalmışlık hissi... Hem tüketilmiş hem tükenememişliğin ifadesi...

~Sözde Yazar~ 

20.03.2015

SEVGİNİN YALIN HALİ

Sene bilmem kaç... Annem babamı çok seviyor. İçi titriyor gülüşüne, her bir nefesine. Uzun uzun bakıyor gözlerinin içine. Annemin gözlerinden babam görünüyor. Sözcüklerinden hep babam okunuyor. Kimse bilmiyor ama ben biliyorum annem babamı çok seviyor. Babam çok çalışıyor. Ne akşamı akşam ne de sabahı sabah... Çocukluğundan beri gelen bir kavgadır ekmek davası. Boyacı sandığından, marangoz çıraklığına varan hayatının tek ezberidir kazanmak. Kazanmak benim babamın en iyi bildiği iştir.

Ama sevmek... Sevmek körpecik bir duygu. hiç beslenememiş, görmemiş geçirmemiş. Sene bilmem kaç... Babam öyle alışmış ki sıfırdan inşa etmeye hayatını. Kolay olmamış da üstelik. Hayatın hep yokuşu, kışın soğuğu, yazın sıcağı düşmüş payına. Nasıl sevilir öğrenmeye fırsatı olmamış. Bunalmış... Ellerinde şahit olduğum sert nasırlar ve keskin bir vernik kokusu hatırlarım. Annem sadece anne babam sadece baba olmaya adamış kendini. Sevmenin tamda manasına varamamışken canı sıkkın bir gününe rast gelmiş annem babamın. Babam annemin yüreğine hoyratça dalmış. Hiçbir sevgi dolu birikim sağ çıkmamış kalbinden. Sözün sivrisi bileğin kuvvetinden daha keskin derler. Annemin içinde kocaman bir deniz. Babam oksijeni tükenmiş bir balık...

Sene bilmem kaç... Babam çaresiz, gece gece rengi zifiriye yüz tutmuş sokaklarda hızlı hızlı yürürken bulur kendini. Saatler sürer eve gelmesi. Evde rengi bozuk televizyon ve ince ince bir türk musikisi... Dalmamak ne mümkün alıp alıp götürür bizi başka hüzünlere. Kapı çalar. Elinde bir simitçi tablası ve üstünde hiç görmediğim kadar çok simit. İkimizde şaşkın. Babam özünü ve sözünü yine ekmekle anlatmıştı. Yine anladığı dilden konuşmuştu annemle. Babam anlamazdı çiçeklerin dilinden. Aklına başka bir şeyde gelmezdi işte. Ben sevinçten göklerde, annemin yüzünde hafif bir mutlu ifade.

Sonrasında bir çinko kazana istif oldu o simitler. Günlerce yendi. Kurudu, yine yendi. Bayatladı, yine yendi... Bitene kadar bıkmadan usanmadan yendi o simitler. Zevkle, hevesle, o susam kokusu içe çekile çekile...Samimiyetin en güzelini özrün en safını babamdan öğrendim ben. Kabul edişin en kıymetlisini en asaletlisini ise annemden...

Şimdi ne oldu? Nasıllar? Diye ola da sorma.. Ahh! "Eski sevgiler"de deme! Geçirme içinden, içlenme hiç...Herkesin saflığı kendi sevgisinde başka zuhur eder. Her sevgi başka dilde açar başkasının dalında. Kimisi hatıralarda kalır kimisi yaşadıkça yıllanır yıllandıkça tatlanır.

Ve arkadan gelen ince bir müzik bütün cümleleri tamamlarcasına anlatır... Aşk benim neyime

~Sözde Yazar~

25.07.2012

Canlı Kareler


Kaç yaşında başladım ben oruç tutmaya acaba? Düşünüyorum ama tam olarak kaç yaşımda başladığımı hatırlayamıyorum. Aklıma yine çocukluktan kalma hatıralarım geliyor. Tekne oruçlarım… Öğlene kadar bile tutamadığım oruçlar hatta… Mutfağı aşındırıp durduğum ve en sonunda dayanamayıp yediğim bir ton tekne orucum var. Küçük küçük yediğim hiçbir yiyeceğin orucumu bozmayacağına inandığım ve aslında daha başlamadan bozmuş olduğum oruçlarım var. Bir çinko kazan geliyor aklıma. Küçük bir kazan… İçinden kavurma oyup yediğim. Mutfak kapısının arkasındaki gizli hazinemdi o benim. Dolapta köstebek gibi oyduğum antep fıstıklı helvam. Sırf fıstıklarını yemek için oyup oyup ortalığı berbat ettiğim birçok helvalı hatıram var. Şimdilerde bir çocuğu dolaba girmiş helvadan fıstık ayıklarken görsem kulaklarından tavana asarım herhalde. Ama birileri bize tahammül etmiş. Sabır demek ki böyle bir şeymiş…

Ne kazanmadığım oyunlar ne de mutsuzluklar. Sanki hep kazanmışım ben bu hayatta. Sanki her şey benim olmuş gibi anıyorum bazen eskileri… Bir şeylerin tadı, kokusu kalmış hafızamda. Söğüt kokusundan tut da haşlanmış mısır kokusuna kadar harika hepsi. Tırnaklarımıza oje niyetine geçirdiğimiz çiçek yapraklarının kokusuna kadar her şey o kadar canlı ki… Sanki hala teyzem çocukluk arkadaşım. Sanki şimdi çıksak hurçların tepesine otobüsçülük oynayabilecekmişiz gibi. Ah ne zaman eskiyor eskiler… İnsanın çocukluğu nasıl böyle diri kalıyor. Neden unutmuyor paylaştıklarını, tadını bellediği helvayı, kavurmayı, yağda ölmüş soğanlı ekmeğini, deli gibi yediği salçalı makarnasını… Bayramlığının kokusunu, komşuda yediği tatlıyı, en sevdiği oyuncağını, en kadim oyun arkadaşını…

Amak-ı Hayal

12.04.2012

Farkettin mi Aslında Herkes Gitti


Çünkü tek bir hayatta herkes kendi hatıralarını toplamak için koyuldu yola. Birincil durum kendi hikâyendi. Ne zaman kendi hikâyenin olumlu/olumsuz yanlarında koşuşturmaya başladın, o zaman baktın ki bütün sevdiklerini bir çantaya atıp götüremiyorsun kendinle birlikte.

Birileri arkanda bıraktığın o hayat yolculuğunda tabela gibi kaldı. Ne zaman elini dizlerine koyup dinlenmek istesen arkandaki yolu ezber ettiren tabelalara teşekkür edersin. Çünkü geldiğin yolu iyi bellemek, giderken de temkinli davranmaya delalettir.

Küçücükken başladı kendi senaryon için yaptığın mücadele ama o zaman farkında değildin bile. Aklına gelir miydi aynı toprağı eşeleyerek oynadığın, günlerini, saatlerini harcadığın can arkadaşının o toprak karelerinden öteye gidemeyeceğini. Ölümüne kankayız denirdi ya hani. O kankanın adı neydi sahi? Kopa kopa bağlanırız bir şeylere. Birileri gelir ve gider. Geriye kırpık kırpık hatıralar kalır. Kimini hatırlamazsın bile. Belki her gün aynı otobüse bindiğin ve en sevdiğin çocukluk arkadaşın hala seninle… Mavi pantolonundan ya da saçını çekişinden hatırladığın okul arkadaşın senin hayal ettiğin mevkide belki de.

İlk aşkına ne olmuştur acaba. Belki seni hiç unutmamıştır. Sence böyle bir ihtimal var mı hayatta. İlk aldığın aşk mektubu maniden oluşuyorsa ve biri sana değerli gördüğü (hac) yüzüğü hediye etmişse bu satırlardan hatırlar mı seni? Sahi hatırlasa dönüp de söyler mi bunu. Birileri tatlı kalır şıpsevdi sakızının kokusu gibi. Acaba bende kaldım mı dersin birilerinin aklında. Bunu derken bile hafızanda üç beş isim bile belirmez. Ne garip...

Bir yola çıktık hepimiz. Hiç fark etmeden öyle çok insan bıraktık ki geride. Kimisini çok sevdik. Kimini çok incittik.  Kimi çok acıttı ama çok öğretti bu yüzden dönüp dönüp içimizden teşekkür ettik. Birileri de hiç gitmesin istedik. Öyle farkındaydık ki onların/ onun varlığının kattığı anlamdan. Yine de gitti…

Çok sevdin, minnet ettin, kıymet bildin ama yinede gitti… İşte böyle bir şey hayat kimseyi tutamazsın avucunda. Avucumda dediysem tam avuç içini kastettim. Orası yönetmeden yönetir…

Amak-ı Hayal