özlem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özlem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.01.2018

Cânım...


Ah benim cânım. 

Toprağına karışıp yeryüzünde ve dahi bu toprağın var olacağı her âleme birlikte gitmeyi istediğim... Özlediğim… Bir sonbahar kokusu bilip seni, var kalbimle yokluğunu var edip içime çektiğim. Bir toprağın yüzüne nasıl vuruyorsa güneş, bir toprak canını ortaya koymak için, yeşillenmek için dal budak, nasıl muhtaçsa bir parça güneşe... Ah benim içimi dışıma çıkaran hasret, ey benim gönlünden bir paçaya denk geleyim diye derdinden öldüğüm çaresiz ben… Güneşine bakacak göz yok bende. Isıttığında yeşertecek dal, verdiğini alacak bir paye…

Kolsuzum sararmam uçsuz bucaksız, ayaksızım varamam adının geçtiği yerlere koşarak ve anlatamam suskun dilimin cümlesizliğinde… Eğiktir her daim boynum… Gönlümün boynunu eğen bu hasretin nasıl bir hal… Çoğalıyorum…

Sözde Yazar

Rû...

21.03.2015

YASAKTI VARLIĞIN

Söylemedim. Ama söylemedim diye bu kadar anlamamak... Ne bileyim söylemesem de, konuşmasam da çok anlaşılır bir dil kullanmıştım ben. Özledim demiştim mesela gözlerimle. Sanki görmedin ne kadar ayaza terk edilmişti o deli gibi sen diyen kalbim, herşeyim. 

Sanki artık her şey yasak bana. Dokunmak yasak, sarılmak yasak, sevmek yasak. Sanki artık  depresyon artığı bir hayattı düşen payıma. Korkmadan sevdiğimi bile söyleyemedim. Çünkü seni sevmek artık bana yasaktı. Komşunun ağacına dalıp daha meyvesinin tadına bakamadan yakalanan mahcup çocuk halleri düşerse ya payıma (korktum)... 

Ben kimseyi kandırmamıştım oysa ki... 

Uzak durmaktan başka bir şey düşmedi benim payıma. Sevmek düşmedi. Anlaşılmak düşmedi. Sarmak sarmalanmak düşmedi payıma. Her yerinden vurulmuş, hırpalanmış bir ihtilal çocuğu gibiyim ben. Sanki yıkılmış bu şehir. Benliğim dahil her şey yakıp yok edilmiş. Bu dünyanın toprağı beni içine çekiyor. Susturup sevebileceğim cümlelerde bırakmadın ki bana. Katlayıp koynuma koyabileceğim bir kaç cümlelik mektup ya da. Halbuki nasıl bakardım ben ona. İçimi ısıtacak birkaç cümle yokluğunda ne iyi gelirdi.

Ben sana göre değilim... Benim gelişim senin ziyanın olur. Gelemem... Sevemem ve bunu yürek dolusu haykıramam yüreğine. Güzel nağmeler üfleyemem kalbine. Aşkın meltemi değil kasırgası, karartısı kalır diye diyemedim hiçbir şey...


~S'özde Yazar~

20.03.2015

SEVGİNİN YALIN HALİ

Sene bilmem kaç... Annem babamı çok seviyor. İçi titriyor gülüşüne, her bir nefesine. Uzun uzun bakıyor gözlerinin içine. Annemin gözlerinden babam görünüyor. Sözcüklerinden hep babam okunuyor. Kimse bilmiyor ama ben biliyorum annem babamı çok seviyor. Babam çok çalışıyor. Ne akşamı akşam ne de sabahı sabah... Çocukluğundan beri gelen bir kavgadır ekmek davası. Boyacı sandığından, marangoz çıraklığına varan hayatının tek ezberidir kazanmak. Kazanmak benim babamın en iyi bildiği iştir.

Ama sevmek... Sevmek körpecik bir duygu. hiç beslenememiş, görmemiş geçirmemiş. Sene bilmem kaç... Babam öyle alışmış ki sıfırdan inşa etmeye hayatını. Kolay olmamış da üstelik. Hayatın hep yokuşu, kışın soğuğu, yazın sıcağı düşmüş payına. Nasıl sevilir öğrenmeye fırsatı olmamış. Bunalmış... Ellerinde şahit olduğum sert nasırlar ve keskin bir vernik kokusu hatırlarım. Annem sadece anne babam sadece baba olmaya adamış kendini. Sevmenin tamda manasına varamamışken canı sıkkın bir gününe rast gelmiş annem babamın. Babam annemin yüreğine hoyratça dalmış. Hiçbir sevgi dolu birikim sağ çıkmamış kalbinden. Sözün sivrisi bileğin kuvvetinden daha keskin derler. Annemin içinde kocaman bir deniz. Babam oksijeni tükenmiş bir balık...

Sene bilmem kaç... Babam çaresiz, gece gece rengi zifiriye yüz tutmuş sokaklarda hızlı hızlı yürürken bulur kendini. Saatler sürer eve gelmesi. Evde rengi bozuk televizyon ve ince ince bir türk musikisi... Dalmamak ne mümkün alıp alıp götürür bizi başka hüzünlere. Kapı çalar. Elinde bir simitçi tablası ve üstünde hiç görmediğim kadar çok simit. İkimizde şaşkın. Babam özünü ve sözünü yine ekmekle anlatmıştı. Yine anladığı dilden konuşmuştu annemle. Babam anlamazdı çiçeklerin dilinden. Aklına başka bir şeyde gelmezdi işte. Ben sevinçten göklerde, annemin yüzünde hafif bir mutlu ifade.

Sonrasında bir çinko kazana istif oldu o simitler. Günlerce yendi. Kurudu, yine yendi. Bayatladı, yine yendi... Bitene kadar bıkmadan usanmadan yendi o simitler. Zevkle, hevesle, o susam kokusu içe çekile çekile...Samimiyetin en güzelini özrün en safını babamdan öğrendim ben. Kabul edişin en kıymetlisini en asaletlisini ise annemden...

Şimdi ne oldu? Nasıllar? Diye ola da sorma.. Ahh! "Eski sevgiler"de deme! Geçirme içinden, içlenme hiç...Herkesin saflığı kendi sevgisinde başka zuhur eder. Her sevgi başka dilde açar başkasının dalında. Kimisi hatıralarda kalır kimisi yaşadıkça yıllanır yıllandıkça tatlanır.

Ve arkadan gelen ince bir müzik bütün cümleleri tamamlarcasına anlatır... Aşk benim neyime

~Sözde Yazar~

1.04.2014

Issızlaşıyorum...

Kaldırım çizgilerine basmadan kat ettiğim yollardaki çocukluğum… Bakkalıyla evi arası dünya mesafe olan, o sevimli oyun saatlerinden çalınmış zamanlarım. Hepinizi özlüyorum. Özlemeyi türlü türlü hislerle yaşıyorum. Kimisi keskin bir koku kimisi de fırtına gibi gelip geçen bir duygu yoğunluğu…

İncelmiş kalbimde dünyayı dolaştırıyorum ben. Büyümüş bedenimle çocukluğumun ruhu el ele dolaşıyor. Bazen kaybediyorum onu. Ne kokusu ne duygusu uğramıyor hiç hatıralarımın eşiğine… Ne vakit o çocuk kaybolsa zihnim bulanıyor. Vicdanımda el değiştirmiş hoyrat bir kullanılmışlık… Issızlaşıyorum… Ne zaman birinin sesi yükselse O’nu arıyorum.

Keşke diyorum kendime daha sıkı tutsaydım elini. Avucumda avucunu terden su kesse dahi bırakmasaydım hiç. Kaynasaydı ellerimiz birbirine müebbet… Sen ki benim geçmişim, en ıssız günlerimin güneşi, en özelim. Sen ki yalnızlığımın en anlayışlı arkadaşı… Sen ki en saf en masum yanım… Ne vakit çocukluğumun kokusu kaybolsa saflıkta gidiyor ruhumdan. Gözlerinde nefret olan insanları görüp tedirgin oluyorum. Bambaşka bie dünyaya atılmış hissediyorum kendimi.

Velhasıl elinden doğru düzgün tutamadığım kıymetlim. Seni hem seviyorum hem de çok özlüyorum. Ben bıraksam da sen bırakma beni. Ben kaybetsem de sen ne olur kaybolma. Gönlümde ki onca iyiliğin güzelliğin tohumusun sen. Sensiz büyüsem dahi sensiz yeşeremem… Yeşeremedim de…


Amak-ı Hayal

1.12.2013

Saklambaç

Bir ağaca doğru yumdum gözlerimi.
Acı bir söğüt kokusu alıyorum.
Saymaya devam ediyorum yirmi sekiz yirmi dokuz önüm arkam sağım solum sobe saklanmayan ebe…

Saklanmadın…
Ya hiç saklanmadın ya da hep bildiğim yerlere saklandın.
Ya ben seni iyi tanıyordum ya da sen beni yormak istemiyordun
Velhasıl bir oyunun tek ebesi oluşumun sebebisin sen
Kaçarken aslında yakınlaşmak nasıl olur senden öğrendim ben.
Bir gün geldi kaybettim seni
Oysa hep aynı yere saklanacağından o kadar emindim ki

Ne zaman orda olmayacağını kabullenmeye kalksam duvarlara dönüyorum yüzümü
Kulağıma fısılda diye bekliyorum rakamları
Arama başka yerler ne olursun
O kadar alıştım ki bıraktığım yerde bulmaya
Gitme ne olursun
Ellerimi yüzüme son kez kapatıyorum
Son rakamı söylüyorum
Seni çok özlüyorum...

Dinlenesi
Amak-ı Hayal

11.08.2012

Dualarda Buluşuruz


Her yangınında eline uyku haplarını alan, kendini gecelerin sarhoş kollarına atan insanlara inat, dualarla seviyorum seni. Ne zaman benden uzaklaştıracak hastalıkların dirayetsizliği kaplasa seni, geceleri yasinlerle kapatıyorum. Elimden binlerce tesbihat geçiyor, gönlümden binlerce dua…

Belki bitirdiğim o 4444’lü salâtı tefriciyelerin hatırına hala yakınlarımdasın… Belki iki yakasını zorla bir araya getirdiğim bu ilişkinin derme çatma duruşu bile bir duanın sebebiyetindendir. Özlemek beni sana değil Allah’a yakın ediyor. Secdeden kalkamayan başımın çaresizliğisin sen… Acizliğim hatimlere sebep…

İnancı, umutla çaresizlikten birleştirdim ben… Ne zaman seni görememenin hüznüne düşsem gözyaşlarımla yarışan dualar ettim… Aldığım nefesin yarısını sana versin istedim. Ömrümden ömrüne hediye olsun canım istedim. Acı çekme, özlemin acısı yeter bize hastalıklar senden uzak dursun istedim…

Ben sadece çok istedim…
Olmayınca dönüp isyan etmedim.
Dua etmeye de seni sevmeye de devam ettim…



Amak-ı Hayal